Bilgi Bankası
Güzel Gören
Güzel Düşünür
Zararlı Maddeler
Hava Durumu
| İnsanlığımız ve İnsanlığa Karşı Vazifelerimiz |
|
|
|
| Administrator tarafından yazıldı. |
| Pazar, 05 Haziran 2011 11:54 |
|
Abdulkerim YÜCEL Bu dünyanın eşref-i mahluku, hakimi, yaratıcısına nişanelik eden kitabı esğeri ve rûy-î zeminde halife-î Rabbani olan insan(2:30, 6:165, 95:4), diğer canlılarda(karıncalarda, bal arılarında) olduğu gibi sosyal bir varlıktır. Hayatiyetini idame ettirebilmek için başta kendi gibi insanlar olmak üzere; hayvanlara, bitkilere, bakterilere ve kısacası kâinatta yaratılmış olan zîruh-bîruh her varlığa muhtaçtır. Bu muhtaçlığı hem maddi hem manevidir, hem bedeni hem ruhidir, hem dünyevi hem uhrevidir. Bu dünyanın bütün lezzetlerini, zevklerini, güzelliklerini, ni’metlerini intihab etmek istediği gibi, ahretin “altında ırmaklar akan cennetlerini”, dünya ni’metlerine benzer fevakih ve şeraiblerini, atlastan libaslarını, yakut ve zümrütten tahtlarını, altından köşklerini, kasırlarını da ister. İnsanın kendisi zerre iken, arzuları dünyanın çok çok fevkinde bir küredir. Kıt imkânlara fakat sınırsız arzulara sahiptir. Değer itibarıyla en ulvi ve kavi olan insan, beden itibarıyla en aciz ve zayıftır. Evet, insan kısaca böyle bir varlıktır. Bu kadar arzuları, istekleri, hayalleri olan şu biçare hiç ender hiç mahluk, emellerine kavuşabilmek için köyler, kasabalar, şehirler, devletler kurmuş; içtimai, iktisadi, siyasi, kültürel, dini ve milli “hükmi şahsiyetler” teşekkül ettirmiştir. Bütün bunları yaparken mateessüf madde mana dengesini muhafaza edememiş, bu dünyaya gönderilişinin, bu zemin üzerinde bulunuşunun gaye-î hilkatini, sebeb-î mevcudatının sırrını; neci olduğunu, kim olduğunu, nereden geldiğini ve nereye gideceğinin esrarını unutmuş, sonsuz hayata matuf tûl-î emellerinin, arzu ve isteklerinin karşılığını yanlış tevehhüm ederek, dar-î ukbâ yerine burada, dar-î fenâda aramış ve ebed isteyen (faniyim fani olanı istemem, hiç ender hiçim fakat bir şems-î sermend isterim) diyen kalbinin arzusunu, teskiniyet isteyen vicdanının ve ruhunun mutmainniyetini, yine yanlış mecralarda arayarak dünyanın bu kısacık hayatında bulma yanılgısına düşmüş, içinde boğulacakları ebedi hayatlarına mal olacak şehirler, devletler, medeniyetler kurmuşlardır. Dünyayı ahiret karşılığında satın almışlardır.(14:3) Manadan yoksun, şabloncu nefisperest, hevaperest, hudbîn uzaktan kumandalı bireylerin ve toplumların kurmuş oldukları yine manadan soyut, mat, ruhsuz, demir ve beton yığınından oluşan sözüm ona şehirlerin ve süfli emellerine ulaşmak için zulüm ile baskı ile mazlumların gözyaşı ve kanı üzerinde âbad eylemeye çalıştıkları devletlerinin bekası için istediklerinde diğer devletlerin ve milletlerin “yer altı ve yerüstü kaynaklarını talan etmek ‘gayesi ile’ demokrasi götürüyorum ve sizi (daha önce kendilerinin tayin ettiği) diktatörlerden kurtarıyorum ‘bahanesi gibi’ şeytani hile ve tuzaklarla oyunlar sergilerler ve gizli-kirli emelleri için de elde hazır malzeme olarak her zaman, kanı deli, kulağı küpeli, hippi kılıklı, dans, caz, baz, top ve pop düşkünü, esrar ve eroin alışkını gençliği çok rahat kullanırlar. Bu diktatörlerin (ya da kuklalarının) hakim olduğu bilad-î islamda, terbiyesi sokağa terk edilmiş gençlikten sağlam, karakterli, kaypaklaşmamış, yozlaşmamış, zihni, vicdanı ve dimağı pak, feraseti berrak, gönlü ak, katışıksız muvahhit, muttaki, halis ve muhlis gençlerin çıkarılması (inayeti ilahi hariç neredeyse) imkansızdır. Toplum mühendisliğine soyunan bu müstekbirler, bireysel ve ülkesel çıkarları için diş geçirebildikleri ülkelerde, karışıklık çıkarır, (ayeti kerimenin ifadesiyle “işbaşına geçti(ler) mi yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak, ekini ve nesli helak etmek için koşar(lar)...2:205), ülke halkını birbirine karşı önce kışkırtır sonra kırdırır, ülkeyi kaosa sürükler, dinsel ve mezhepsel çatışmalar çıkarırlar, derken kan gövdeyi götürünce oyunun son perdesi sahnelenir. Son perdede kurtarıcı rolü ile sahneye inen işgalci güç, artık gövde üstünde baş, taş üstünde taş bırakmama vazifesini en hunharca icra etme hak ve salahiyetine sahiptirler. Ve nihayetinde kendisince o bağy tebaayı hizaya getirdikten sonra “dişinin tırnağının kirasını” da alarak bir daha imar olamamacasına tahrib ettikten sonra terk eder. Araştırmacı-Yazar Hakan ÖZDEN bir gazetede bu konudaki görüşlerini şöyle dile getirir. “Halklara demokrasi götürmek, insan haklarına saygılı yönetimler oluşturmak ve sosyo-ekonomik gelişimini sağlamak gibi ahlaki unsurları işgallerinin maskesi olarak kullanırlar.” Aynı gazetede Araştırmacı-Yazar Hüseyin SARIKOÇ ise, “Avrupalılar, işgal etmek istedikleri ülkelerin kavimleri arasında önce nifak sokar ve onları kendi arasında savaştırarak yorar ve sonra da işgal eder. Tanzimat tan bu yana bu senaryo İslam ülkelerinde defalarca sahnelenmiştir.” Bu günübirlik oyunlar avamca dahi bilinmektedir. Aslolan bu şer odaklarının kişiliksizleştirmek, kimliksizleştirmek, yozlaştırmak ve dinsizleştirmek amacıyla bu aşamaya kadar uygulamaya koydukları 10 yıllık, 50 yıllık ve 100 yıllık planlarıdır. “Çağdaş medeniyet seviyesine ulaştırma, modernleştirme maskesi altında özellikle gençliğe, fiesta, fuhuş, sinema, spor, şenlik ve müzikle birlikte; içki, kumar, eroin, esrar, kaptagon ve kokain zehirlerini enjekte ederler. Bunlar bu menhus faaliyetlerini çok aktif bir şekilde çalışan ve insanî yardım, eğitime katkı, sosyallaştırma, rehabilite etme ve topluma kazandırma maskeleri altında kurdukları dernek, vakıf, kulüp ve localar aracılığıyla yaparlar. Göç eden ailelerden oluşan ve yeterince ilgiden yoksun, sokak kültürsüzlüğüne terk edilmiş, dışlanmış, horlanmış, itilip-kakılmış çocuklar ve gençler bunlar için her zaman en kolay temel hammaddedir.” Kanımca bu gün dünyayı tehdit eden birincil tehlike terör değil, terör üzerinden iş yürüten kirli ve süfli emellerine kavuşma uğruna terörü besleyen, eğiten, kullanan hiç yoksa oluşturan devletleşmiş güçlerin oluşturduğu terör tehtidir. Devletlerin kontrol ettiği güçler örgüt adı altında terör saldırıları yapıyor ve yıllar sonra bu saldırıların bazı ülkelerin stratejik planlarının bir parçası olduğunu görüyoruz. Hindistan’ın Mumbai kentine, Pakistan’ın Karaçi kentine ve Türkiye’nin İskenderun şehrine yapılan saldırılar bu tür saldırılara örnek verilebilir. Şayet diyecek olursanız, bütün bunalar yapılırken bizim hiç mi suçunuz yok? Çok mu masumuz? Elbette ki değil. Gençliğin bozulmasında, bağımlı madde kullanmasında, devlet olarak, millet olarak, ebeveyn(anne-baba)olarak ve birey olarak elbette ki bunda bizim de sorumluluğumuz vardır. Agah olamazsak her zaman bu canavarlara yem olacağız. Fakat her şeye rağmen umutluyum. Bizim firasetimiz bunların desiselerini bertaraf edecektir. Zira, bunların hilesi zayıftır. Alîmûn bi zati’s Sudur, Kaviyyun Aziz firasetimizi açık eylesin(Amin) |
| Son Güncelleme: Pazar, 05 Haziran 2011 11:58 |
Yazarlarımız
Gazete
Projelerimiz
Temsilciliklerimiz
Mevzuat






![]() | Bugün | 444 |
![]() | Dün | 711 |
![]() | Bu Hafta | 5150 |
![]() | Geçen Hafta | 5247 |
![]() | Bu Ay | 14084 |
![]() | Geçen Ay | 24885 |
![]() | Toplam | 655893 |
İp Adresiniz: 38.107.179.238
,
Bugün: 19. May. 2012










