top
logo

Video Galeri



Get the Flash Player to see this player.

Hava Durumu

ANKARA

Kel Tepe PDF Yazdır e-Posta
Pazartesi, 06 Temmuz 2009 07:22

Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresinde

Türk Cihan  Hakimiyeti Mefkuresinde

" Kel Tepeler"

Sıddık DEMİR

25.09.2006
 
      Tarihte sık olmasa da görülür, duyulur ve yazılır. Bu bilgilere
ulaşan nesiller genelde ecdadıyla gurur duyar ve Milletimizin vatan
anlayışı denilip 'dogma' kabul edilir. Asil tavır alış olduğu içindir
ki tartışılmasına dahi gerek duyulmadan neredeyse kutsanır.
Evet; fiziki anlamda beş para etmeyen, her bir karışı mahrumiyet
kokan, canlı bir varlığın paraşütle atılması haricinde yaşantı
belirtisi olmayan "Kel Tepe"leri düşünün. Ege'deki Kardak adası
gibi…Uğrunda nice meydan savaşları yapılan, nice koç yiğitlere mezar
olan 'Kel Tepe'leri…
Düşman ülkeler, zayıf anını kolladıktan sonra çeşitli bahanelerle,
Türk Devlet geleneğinde kutsal atfedilen "Kel Tepe" gibi kamuya ait
toprak parçasının talebine kadar, Hükümdar'dan özel olan hanımından,
kızından tutunuzda ,diğer mücevher gibi kıymetlerini talep ederler.
Hazırlıksız savaş yaparak Türk budunu kırdırmayalım diye tereddüt
etmeden bu taleplerin zaman zaman kabul edildiğini tarihçilerimiz
beyan eder.
 "Kel Tepe" denilen önemsiz toprak parçasına sıra geldiğinde kılıçlar
bilenir, bedelin alındığı gibi olmasına önem verilir. Kadavralar bile
tekrar ölmek için canlanır. Muktedir olurlarsa  ne ala… Aksi halde içe
dönük bedeller ödemeye devam edilir. Yönetici takımın çivisi çıkmış
olan Devlet çarkını  tekrardan düzene sokması sıkıntısı uzun zamanlar
alır. Diğer taraftan "Kel Tepe" tutkunluğu milletin vicdanında
yeşerirde yeşerir.
Bilmem kaç bin yıllık tarihi maceramız da devlet olma kültürünün en
önemli öğesi durumundaki "Kel Tepe" Vatan parçası anlayışının "Dogma"
haline gelmesi, tekrardan tartışma ortamına indirilmesini  engellediği
gibi bu konunun tartışılamayacağı yönünde kestirilip atılması da bir
başka üzerinde durulması gereken konu olarak karşımıza çıkmaktadır.
II.Abdülhamit Yahudi Teodor Herz'in teklifini hiç tartıştırmadan  ret
etmesi aynı geleneğe çok önemli bir örnek teşkil eder. Yerli ve yabacı
tarihçilerin yanında, dost düşman hemen her kesimde insanların takdir
ettiği bu duruşa tersiyer bir anlayış geliştirilmiş olsaydı, acaba ne
denebilirdi.
 Dr. Teodor Herz'in teklif ettiği, İmparatorluğun bütün dış
borçlarının ödenmesi karşılığında bugünkü bulundukları toprak
parçasını talep etmelerine "Dogma" değil de daha gerçekçi bakılsaydı,
belki de imparatorluğun ömrü yanında  Abdülhamit'in de iktidarı
muvaffak olacaktı. Bugünkü Misak-i Milli sınırı Kerkük-Musul -Şam ve
batıda da Selanik'e kadar uzanacaktı belki de .  Küçülmeyi, daha fazla
kan akıtmamak  için hareket noktası alan anlayış, neden  'Kel Tepe'
gibi  'İtin öldüğü yer'de direnerek kendisi kadavraya dönüşür
tartışılmaz bile. Efendim bunun şifresini tarih koymuştur deriz. Ama
20 milyon kilometrekare topraktan bu duruma düşme vetiresinde genelde
hep siyasal metotla kaybederiz. Hani 'Kel Tepe'ler için kan verilir
idi. Demek ki siyaset bilimi,   masa başı sanatı kandan çok daha önem
arz etmekteymiş. II. Abdulhamit'in Dr. Herz'in teklifine "Doğma" değil
de, getirisi anlamında bilinenin aksine bir yol izlemiş olsaydı,
siyasal anlamda belki de Türk  Devletinin bugünkü yapısında çok daha
olumlu göstergelerin olmasına vesile olacaktı.
 Günümüzde yine benzeri programlar… Üniter yapı  değiştirilemez… Onca
bilgiye ve onca gelişen, göz önündeki seyredilen oyunlara rağmen,
analitik düşünme kısırlığı görünmektedir. Olaylara reel bir mantıkla,
sosyolojik ve ekonomik göstergeler ışığında tersiyer açıda
düşünememenin olumsuz getirisini kahramanlık veya vatanseverlik
görmeyi tek yol gören "Doğma" değerlilerin, bu alanda bir beyin
fırtınasına dahi gerek duymamaları ne acıdır.
 Ortada bir Kürt problemi ve sınırlarımız içinde ve dışında yedi
düvelin destek verdiği bir bölücülük olayını halen yok kabul etmek çok
saçmadır.Yok denildiği zaman var olan bir şey yok olur mu?  İnkar
edeceksin, ama nereye kadar.
   Sosyolojik olarak;
  Asli unsur olan Türk'ün nüfus artışı ile ayrılıkçı denilen Kürd'ün
nüfus artışı arasında Türk'ün aleyhine çok ciddi  gelişme
göstermektedir. Bütün istatikler böyle demektedir. Kürt olmayan hali
vakti yerinde bir Türk'ün nüfus artışına katkısı çoğu yerde
birebirdir. Doğum kontrolü siyasetiyle doğurganlığın en aşağılara
çekildiği, Fırat ve Dicle'nin doğusunda ise bu anlamda hiçbir  verim
elde edilemediği gibi nüfusun kat be kat arttığını görmemek mümkün mü?
 Bir yarım asır sonunda bu göstergelerin böyle devam etmesi halinde
Anadolu da ki nüfus kendiliğinden Kürtlerin lehinde dominant bir unsur
olacaktır. Türklere gözün aydın demekten başka çare kalmaz. Kürtçülük
yapanlar eğer aptal değillerse savaşı bırakırlar. Bir toprak
parçasının elden gitmesi, sessiz sedasız bir başka millete tesliminin
en önemli göstergesidir nüfus artışı. Benzeri aptallığı bir zamanlar
bizim solcu vatandaşların gösterdiğine şahit olmuşuzdur. Adamların
Sosyalist yapmaya çalıştıkları Türkiye Cumhuriyeti Devleti zaten her
alanda 'Sosyalismiş'de kendilerinin haberi yokmuş. Bunun böyle olduğu
bugün itibari ile daha da iyi görünmektedir. Mesela Askerin din ve
kültür anlayışı Solculukla  tıpatıp örtüştüğü, Laiklik ve 'Atatürk'e
atfen yapılan vurgulardan tutunda hayatın hemen her alanına kadar ayni
ritüellerde birleştikleri halde, geçmişte neden 'Faşist asker'  diye
kurşun atarlardı.
Doğrusu anlamak mümkün değil. Demek ki Kürtçülükde Solculukda bu
anlamda gerçekten aptal duruma düşmüş görünmektedir. Solculukla
sistemin  örtüştüğü gelinen nokta itibarıyla kendini gösterdiğine
göre, Kürtçülükle de örtüşeceği noktaya gelmesini beklemek fazla
safdillik olmasa gerekir.
 Karşı tedbir esas bu noktada alınmalıdır. Ülkenin batı kesiminde
başarılı olmuş doğum kontrolü mücadelesinde devlet kendisiyle öğüne
dursun, Doğu da inadına bir milliyetçilik anlayışıyla, her ailede
düzinelerce artış kaydeden yoksul nüfusun  yoksulluğu batıyı
rahatlatmasın. Metropollerdeki sokak hakimiyeti, kap-kaç ve
alabildiğine hırsızlık gibi genel ahlakın dışında bir geçim şekliyle
hayatlarını idame edenlerin, varlıklı ve nüfusu az insanların mal ve
can emniyetini tehdit etmesi, yoksul ve eğitimsiz insanların yakın
gelecekte de bunların evine kadar girip hak iddia etmeyeceği garantisi
var mı dır? Göstergelerin böyle gitmesi durumunda bırakın üniter yapı
hassasiyeti gereği  'Kel Tepe' savunmasını, ülkenin diğer tarafları da
elden gidebilir.
 Ekonomik olarak:
 Kamuya ait hizmet sektörü, çarkını döndürmesi için, vatandaşından
aldığı vergi ve tüketim karşılığı ederin, bir coğrafya da ikamet
edenlerden  tahsil edememesi, o bölge insanından doğan açığı, yine
asli unsurun faturasına ekleyerek telafi etmesini uzun zaman
sürdüremez. .Bu konu devletin en büyük ayıbıdır. Mesela güneydoğu da
kaçak elektrik sarfiyatı  yüzde altmışlara vardığı halde bu oran diğer
kesimlerde çok düşüklerde seyretmektedir. Söz konusu bölgede insanlar,
af edersiniz ama ahırlarını bile elektrikle ısıtmakta olduğu söylenir
durur. TEK oradaki açığı diğer namuslu vatandaşlarının faturasına
ekleyerek kendi zararını telafi etmektedir. Bu bölge insanına devlet,
vergi baştan olmak üzere elektrik, su ve yatırım için kredi gibi
verdiği hizmetlerin karşılığını alamamaktadır. Sırtta kambur bedava
hayat, oh ne ala… Fatura Türk insanına ihale edilmemiş olsa
diyeceğimiz bir şey olmaz. Üstüne üstük bir de silah alıp dağa
çıkmaları ve her gün akıtılan onlarca kan…
 O halde insanın şöyle diyesi geliyor;
 Eğer beraberce yaşamak mümkün değilse. Beraberce yaşamanın gereği
olan her türlü fedakarlığın yapıldığı zaten biliniyor. Kürtlerin kendi
kimliklerini yaşamada sıkıntı çektikleri söylenemez. Bütün buna rağmen
asli unsurun yapacağı bir şey kalmaz ise o zaman alabildiğine savaş.
Her gün başın ağrıyacağına üç beş ayda vatandaş kendi güvenliği için
gereğini yapabilir. Sonu nereye varırsa…
 Böyle bir tablo için tarihçiler ne derlerse desinler bugünün tarihi
böyle yapılmalıdır denilebilir.
Bir başka  şey de üniter yapının tartışılmaya açılmasıdır. Bunun
gereği olarak o bölge insanına yönelik referandum yapılarak sonuç
itibariyle ayrılıkçılık sandıktan çıkarsa gereği için yeni politikalar
veya yeni vaziyetler  geliştirile bilinir. Ülkenin diğer
bölgelerindeki Kürt nüfusun güney doğuya kaydırılmasıyla yapılan bir
nüfus mübadelesinde tutunda Eyalet sistemi veya kendilerinin güney
dedikleri bölgeyle bütünleşmeleri yönünde atılacak adımlar
tartışılmalı ve şimdiden bunun Türk milletine ne getirip ne götüreceği
hesabı yapılmalıdır.
 Kürt milliyetçiliği ayrılık yönünde azgınlaşmıştır. Bütün göstergeler
bunu doğrulamaktadır. Emperyalist devletlerinde hesabı bu yöndedir.
GSMH kişi başı dört bin dolar olan 780 bin metrekarelik bir Türkiye de
GSMH  kişi başına  yirmi bin dolara kısa zamanda ulaşacak potansiyeli
olan 600 bin metrekarelik bir Türkiye ve Türk insanı olacak tabloyu
bir düşünelim... Denilebilir ki; bunun arkası da gelir. Daha homojen
bir topluluk haline gelme  ve daha da küçülme riski göze alınamaz.
Evet ama beş milyonluk bir nüfusa ve bizim normal büyüklükte bir
ilimizin toprak parçası kadar vatana sahip İsrail  devletinin gücü
ortada değil mi…
 Dedik ya  'Kel Tepe' anlayışı  'doğma' olmaktan çıkarsa,  Devlet
adamları aklın ve bilimin öncülüğünde  tarihin akışını ve en başta da
milletine olan bağlılığın samimiyeti gereği, önemli bir adım atacağı
gözden ırak tutulmamalıdır.
Kısaca denilebilir ki; Devletin küçülmesinin ekonomi ve huzurun
artmasına katkılarını birde bu açıdan değerlendirmiş olursak acaba
vatan haini denilerek  tüm dikkatleri üzerimize çeker miyiz.?  Malum ;
Türk Devlet geleneğin de  'Kel Tepe' ler…

 
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Canlı Radyo

Projelerimiz

Kimler Online

Su anda 1 Ziyaretçi Çevrimiçi

bottom

Destekleyen ismail.zorbaz(webmaster&mcse&fiber designer).